| Zaman... Ah Zaman!...Hem dost hem düşman. aktıkça köpüren nehir, durdukça kuduran şehir. Yiğide ayak bağı namerde at meydanı iyi ile kötünün iyilikle kötülüğün harman yeri. Dostlukların kader denk noktası zamandan kurtulmak onu harcamak için ne ecel terleri dökeriz halbuki o bizim en kıymetli hazinemizdir.
Zaman... Ah zaman!... hem dost hem düşman. . aktıkça köpüren nehir, durdukça kuduran şehir. Zaman... kıymeti kaybedilince bilinen nimet gençlik gibi. Geri getiremediğimiz zamanlarımız, geri getiremediğimiz gençliğimiz sonunda hayıflanmak ah vah etmekte bize düşüyor. Kim bilir nerede ne zaman noktalanacağını bilemediğimiz ömrümüzde zamanla mukayyet değil midir?.
“ Kim bilir nerede ne zaman saat kaçta?
Bir namazlık saltanatın olacak
Taht misali o musalla taşında “
Söyleyen şair ne güzel anlatmış, zamanın ömür sermayesine denk olduğunu.
Zaman bir çizgi... sonu yok... başı da olmadığı gibi herkese bölüştürüldü. Ezel gününde; acıdan ve sevinçten nakış çizelim diye üstüne rengi hiç olmadı. Tezgahta hiç dokunmadı.
Kaybettik zamanı izini toza kaptırdık. Dünde bıraktık onu, unuttuk kendimizi bugün.Zamanı ışıkla ölçenlerin ömürleri güneş ile beraber gömülmüş karanlığa, kum ile ölçenlerin hayatları kum gibi akmış saatten.
Zamana hükmedemeyenlerin elinde zaman oyun ve oyalanmadan ibaret.
Zamana hükmedenler zamanda sahip oldular.
Zaman hizafi bir kavram. Sevdiklerimizle birlikte geçmesin dediğimiz günler saat, haftalar gün kadar kısa.
Sıkıntı da olduğumuzda bir türlü geçmeyen dakikalar... Dakikalar saat, saatler gün... Aylar; yıllar kadar uzun.
Zaman mihenkti sırlı aynalar gibi hassas... büyük ejdadın son rüyasıydı. Son uykuyu sevgiliyle uyumak üzerine, sevdiklerine kavuşma günü dediler. Zamanın son demine.
Dostlara vuslat zaman tünelinin son aydınlığı. Dostlardan ayrılmak zaman tünelinin ilk kapısı.
“ Dışarıda mevsim baharmış, Gülüp oynayanlar varmış, Geçmiyor günler geçmiyor.”
“Çaycı çay getir, ilaç kokulu çaydan, dakika düşelim senelik paydan, zindan da dakikalar farksızdır aydan, karıştır çayını zaman erisin, duman duman, köpük köpük erisin.”
“Geçti gitti birkaç günlük fasıltı, ondan kalan boynu bükük ve sefil, bahçeye diktiği üç beş karanfil.”
Bahçelerde gül yetiştirir gibi evlerinin gonca gülleri üzerinde titreyenlerin zamana düşülecek notları olacaktır.
Asırların ötesine bakabilenler insan yetiştirecek, onların eğitim öğretimi ile uğraşacaklardır. Dedi kodu üretenler bulundukları noktaya saplanıp kalacaklardır. |